YAPMAYIN! Damgalanma ve verem

toraks.org.tr /

İlk olarak Antik Yunan’da köleler ve suçluların belirlenmesi amacıyla vücutlarını bıçakla kesme veya sıcak metalle dağlamayla oluşturulan derin ve hiçbir zaman çıkmayan izlere damga (stigma) adı verilmesiyle, damgalanma (stigmatizasyon) kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Modern çağda ilk olarak Erving Goffman 1961 ve 1963 yıllarında yazdığı yazılarıyla ‘bireye daha az değer verme davranışı’ kavramı ile sosyolojik olarak damgalanma ve hastalık ilişkisinden bahsetmiştir (1,2).

Damgalamanın temelinde önyargı yatmaktadır. Ön yargı; bir kişi, nesne veya konu hakkında araştırma yapılmaksızın hızlı bir biçimde bir yargıya varılmasıdır. Ön yargılar sonucu oluşan damgalama (etiketleme veya stigmatizasyon); bazı hasta gruplarına karşı toplumun tavır almasına, onları toplumdan dışlamasına neden olmaktadır.

Tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan ve 1950'li yıllara kadar tedavi edilemeyen bir hastalık olarak veremden insanlar korkmuş ve verem hastalarından uzak durmuşlardır. Verem hastalığı artık %98 oranında tedavi edilen bir hastalık olmasına, bulaştırıcılığı tedavi başlandıktan kısa süre sonra ortadan kalkmasına karşılık geçmişten gelen bu korku halen etkisini sürdürmektedir. Verem hastaları gereksiz ön yargı ile toplumdan uzaklaştırılmakta, bir başka ifade şekliyle damgalanma (stigmatizasyon) uygulanmaktadır.

Toplumdan izolasyon sonucu kişinin gelir kaybına uğraması ya da işten atılması, topluluk içerisine girememe, aile tarafından hastalığının gizlenmesi veya ailesinden hastalığı gizleme sonucunda ailevi sorunlar yaşanması ve boşanma bunların en fazla görülenleridir.

Günümüzde daha tehlikeli olabilecek başka hastalıklarda aynı korkunun görülmemesi ilginçtir. Tedavi olan, bulaştırılığı kaybolmuş bir tüberküloz hastasının toplumda bireylerle temas etmesinde sakınca yoktur.

Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu