Ülkemizde "Meslek hastalığı" tanısının zorlu süreci

toraks.org.tr /

Yasal tanı sadece sosyal bir takım hakların elde edilmesi için gereklidir. Bu sosyal hakların elde edilebilmesinin ilk koşulu meslek hastalığı sonucu kişinin kendi vücut fonksiyonlarında bir eksilme olduğunu düşünmesi, bunun hekimce bir maluliyet oranı şeklinde ortaya konulmuş olmasıdır. İkincisi de kişinin işveren aleyhinde bir tazminat isteminde bulunmasıdır.

SGK kapsamında sosyal haklar kişinin vücut bütünlüğü %100 olarak ele alınıp; kişide bu bütünlüğün en az %10 ve üzerinde eksildiği durumlarda bir maluliyet aylığı bağlanır. Yine bu vücut bütünlüğünün etkilenme derecesine göre kişi aynı zamanda iş mahkemelerine tazminat talebiyle başvurabilir. İşte bu iki nedenle meslek hastalıkları yasal tanı süreci çoğunlukla aylarca, yıllarca süren; çoğunlukla da ciddi bir hak kazanımı ile sonuçlanmayan bir uğraşıyı gerektirir. Bu uğraşı SGK’nın iş kazaları ve meslek hastalıkları (İKMH) sigortası, burasının yetkilendirdiği sağlık tesisleri, kendisi bünyesinde bulunan sağlık kurulları; yüksek sağlık kurulu; iş mahkemeleri, adli tıp kurumu ve nihayetinde Yargıtaya kadar intikal etmektedir.

Bu tip davalar ve süreçler ülkemiz koşullarında en kısa ortalama 2-3 yılı bulmakta, bazen onlarca yıla kadar uzamakta hatta davacı olan kişinin hastalıktan ölümünden yıllar sonra bile sonuçlanmadığı görülebilmektedir. Yani meslek hastalıkları yasal tanısı sadece ve sadece maluliyet derecesi ile orantılı sosyal sürdürülebilirliğin sağlanması ve tazminat amacıyla gereklidir. Ancak maalesef sonuçta da elde edilecek meblağlar çoğunlukla bu uzun ve meşakkatli sürece bile değmemektedir. Örneğin %10 ve üzeri maluliyet durumunda kişinin aylık maaş artışı günümüz rakamları ile 100-150 TL’yi geçmemektedir. Tazminat miktarları ise oldukça değişkendir.