Sayın Editör,
Sizlere uzunca bir süredir zihinlerimizi
kurcalayan ancak pek dile getirilmeyen veya
sürekli olarak geçiştirdiğimiz bir konuyu
açmak istiyorum.
Bilimsel etik!
Öncelikle ulusal boyutta, zaman zaman da
uluslararası boyutta tanık olduğum(uz) bazı
olaylar bilimsel (!) alanda her zaman etik
kurallara uyulmadığını göstermektedir.
Farklı dergilerde çok kısa aralıklarla birbiri
ardına yayınlanan iki (2) ayrı makale üzerine
kişisel anlamda rahatsızlık verici bu durumu
gündeme getirmek ve bu konudaki görüşleri
almak, belki de interaktif bir tartışma başlatmak
gerekir diye düşünüyorum.
Kuruluş aşamasında tek başıma tüm görevleri
yüklendiğim, daha sonraları bana katılan diğer
uzmanlarla birlikte çalışarak Anabilim dalı
başkanlığını da yürüttüğüm kurumdan
ayrıldıktan sonra halen ‘serbest hekim’ lik
yapmaktayım. Bu süreç zarfında doğal olarak
gerek poliklinikte gerekse yatarak pek çok
hasta takip edilmiş, bunun sonucu olarak çeşitli
ilginç vakalarla karşılaşılmış, aynı zamanda
akademik yaşamın gerektirdiği retrospektif ve
prospektif bazı araştırmalar yapılmıştır.
Bilimsel çalışmalarımı(zı)n bir kısmı öncelikle
kongrelerde bildiri olarak sunulmuş, arkasından
da makale olarak dergilerde yayınlanmak üzere
metin haline getirilmiş ve/veya getirilmesi
planlanmıştır.
Dolayısıyla gerek hali hazırdaki yazıların
gerekse bildiri halindeki çalışmaların vb. metin
haline getirildikten sonra makale şeklinde
yayınlanması bilindiği üzere uzunca bir zamanı
gerektirmektedir. Ancak kısa bir süre önce
örneklerine rastlanan ‘etik kuralların ihlali’ nin
ortaya çıkardığı bir gerçek var ki o da bilimsel
çalışmanın yapıldığı kurumdan ayrılan
araştırmacının tüm haklarının kolaylıkla göz
ardı edilebileceği hatta çiğnenebileceğidir!
Biraz zihnimizi zorlayacak olursak benzer
davranışlara maruz kalanlarımızın sayısı hiç de
az değildir. Öyleyse bilimsel aktivitelerde yer
alan ve hatta bizzat planlayıp gerçekleştiren,
sonuçlarını yorumlayıp değerlendiren kişilerin
şu veya bu nedenle o kurumdan ayrıldıktan
sonra yapılan bu bilimsel çalışmalarda hakları
var mıdır?
Cevap evetse bunun sınırları nedir, nereye
kadardır?
Aksi durumda sorumluluk kime aittir?
Çalışmanın yapıldığı kuruma mı, çalışmada
adları geçen yazarlara mı, çalışmanın
yayınlandığı dergilerin editörlerine mi? Yoksa
şimdiye kadar olduğu gibi ortada ne bir
sorumluluk -daha doğrusu bir sorumsuzluk- ne
de sorumlu bulunamayacak mıdır?
Bu yazının çıkış noktasını oluşturan konuyla
ilgili olarak her iki makalede de adı geçen
kurumun dekanlığından gelen cevabi yazıda
"fakülte öğretim elemanlarının, bağımsız yayın
organlarında yayımlanan bilimsel yazılarına
ilişkin yasal ve etik sorumlulukların bireysel
olması nedeniyle değerlendirme yapılmadığı"
belirtilmiştir. Görülüyor ki teorideki bilimsel
ahlak kurallarının pratik açıdan geçerliliği
olmadığı gibi, yasal açıdan da bir sorun teşkil
etmediği?
Cevap hayırsa bunun doğrusu nedir, nereye
kadardır?
Benzer sorunlara dünyada da rastlanmakta ve
yavaş yavaş konu çeşitli platformlarda dile
getirilmektedir. Geçtiğimiz yıl içinde ülkemizin
köklü bir üniversitesinin iki ayrı bölümünde
uluslararası etik kuralların ihlali sonucu bazı
nahoş durumlar ortaya çıkmış ve konu ile ilgili
hemen bir soruşturma açılmıştır. Sonuçları
hakkında tam bir bilgim olmamakla beraber
böylesine ciddi bir yaklaşımın –belki de ilk
defa- olduğu da ortadadır.
Dolayısıyla bu konuda bir yaptırım olmalı
mıdır yoksa ‘bu ne ilk ne de son’ denip bir kez
daha unutulmalı mıdır?
Önümüzde uzunca bir binyıl var! ortadadır.
Ancak böyle mi olmalıdır Öyleyse geride
bıraktığımız binli yıllardaki yanlışlara son
verip, en azından bilimsel açıdan yeni bir
dönemin açılmasını sağlamak daha iyi olmaz
mı dersiniz?
Doç. Dr. A.Füsun
Kalpaklıoğlu