Hekim hataları, özellikle ülkemizde çok az
gündeme gelmektedir. Ne yazık ki bu durum
ülkemizde çok az hekim hatası yapılmasından
kaynaklanmamaktadır. Hekimlik
uygulamasında yapılan bir hatanın gündeme
gelebilmesi yasal otoriteye başvurulması
ve/veya hastanın yaşamını kaybetmesi halinde
söz konusu olmaktadır. Bütün bunlara işbilir (!)
bir gazetecinin ilgi alanına girmiş olmayı da
eklemek şart. Ancak bu son durumda konu
kamuoyunun kısa süreli ilgisini çekse bile,
sorunlardan yakınan bizlerin istediği çözüm
arayışları sağlanamaz. Tıpta ya da başka bir
meslek dalında uzman olmak önceleri bilginin
ışığında uygulamalar yapmayı sağlarken,
sonraları bu uygulamayı denetleyebilmeyi ve
gerekirse düzeltmeyi gerektirir. Bu,deyim
yerindeyse; olgunluk süreci işlevlerinin yerine
getirilebilmesi yetki ve çözüm olanaklarıyla
olasıdır.
Kanımca bir uzmanlık alanında; uygulama
hatalarının saptanması, olası nedenlerin
araştırılması ve çözüm yollarının
araştırılması/oluşturulmasını da uzmanlık
örgütlerinin işlevleri arasında yer almalıdır.
Üstelik ülkemizde hekimlik uygulamalarının
gerçek anlamda henüz bir denetleyicisi yokken
bu görevin önemi artmaktadır. SSK ve Emekli
Sandığı’nın kimi uygulamaları denetlediği
bilinmekte ise de; bunlar genellikle kurumun
yaptığı ödemelerle ilişkilidir. Yoksa hastaların
doğru sağlık yardımı alıp almaması hemen hiç
bir şekilde denetlenmemektedir. Önümüzdeki
günlerde Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının bu
konuda daha nitelikli uygulamalara geçeceği
sanılmaktadır. Böyle bir yaklaşım,
yurttaşlarımızın nitelikli sağlık hizmeti
almalarının yanında bugüne kadar kurumların
amacı olan maliyet kaygılarınında
giderilmesini sağlayabilir. Ne yazık ki, meslek
yaşamımızda her gün farklı/hatalı hekimlik
uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bunları tanı ve
tedavi hataları olarak gruplamak uygun
olacaktır. Tartışmalı konular, üst uzmanlık
gerektiren özel alanlar ve iyi
belgelenmiş(yalnızca hasta ifadesi ile saptanan)
uygulamalar bir yana bırakılırsa; Göğüs
Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve daha
önce bir başka hekim tarafından incelenmiş
olgularda sık yapılan hatalar şöyle sıralanabilir:
Akciğer tüberkülozunu varsaymak;
Tüberkülozda tanı zorlukları bilinmekle
birlikte,tanı bakteriyolojik olarak konulmalıdır.
Hiç bir tanısal girişimde bulunmadan
tüberküloz varsaymak kabul edilemez ve
hatalara yol açması kaçınılmazdır. Klinik
bulgular tüberküloz ile uyumlu olduğu halde
bakteriyolojik tanıya ulaşılamıyorsa, ayrıcı tanı
olanaklarını sahip bir ünitede incelenmelidir.
Alt solunum yolu hastalığı nedeniyle tedavi
önerildiği halde P.A. Akciğer grafisi
istememek, özellikle uygulanan tedaviye yanıt
alınamayan durumlarda ve kronik solunum
sistemi yakınması olan olgularda bir dönemi
görüntelemek için önemli olabilir.
Günümüzde uygunlaşan görüntüleme
teknikleri; hekimlerin fizik muayene
yeteneklerinde azalmaya yol açmış görünüyor.
Böyle bir ortamda ucuz ancak çoğu kez yeterli
bilgi verebilecek basit bir inceleme olarak P.A
Akciğer grafisi alınmalıdır.
Obstruktif bir havayolu hastalığı
(KOAH,Astım) nedeniyle tedavi önerilen
hastanın solunum fonksiyonlarını
değerlendirmemek; sistemik hipertansiyon
nedeniyle izlenen hastanın kan basıncı, diabet
nedeniyle izlenen hastanın kan şekeri düzeyinin
bilinmesi ne denli önemli ise özellikle hava
yolu hastalığının takibinde solunum
fonksiyonlarının belirlenmesi de o denli
önemlidir. Ülkenin her yerinde, ilçelerde bile
bile bilgisayarlı tomografi üniteleri kurulmuş
iken, sağlık merkezlerinde en azından bir
Peakflowmetrenin bulundurulması çok zor
olmasa gerek.
P.A. Akciğer grafisi olmayan hastanın Toraks
BT ya da MR incelemesini istemek; ülkemizde
son yıllarda çok yaygınlaşan bilgisayarlı
tomografi ve magnetik rezonans ile
görüntüleme merkezlerinin sunduğu bir
kolaylık olmalı!. Düz grafi ile elde edeceğimiz
bilgilere bizim ya da sosyal güvenlik
kuruluşlarının gereksiz yere milyonlarca lira
ödeyerek ulaşmasının yanlışlığı bir yana, teknik
olarak da bu incelemeler birbirini takip
etmelidir. P.A Akciğer grafisi olmaksızın
çekilen Toraks BT sorulara yanıt veremez.
Uygun anamnez bulgularına karşın astım tanısı
koyamamak; ilaç endüstrisinin yoğun desteği
sayesinde gereğinden fazla astımla ilgili
toplantı yapıldığı düşünülebilir. Ancak
uygulamalar astım tanı ve tedavisi konusunda
mezuniyet sonrası programlarına hala yoğun
bir şekilde gereksinim duyulduğunu gösteriyor.
Özellikle çocuklarda astımın tanımlanamaması,
uzun süre gereksiz antibiyotik kullanımına
neden olmaktadır.
Kalp yetmezliğine bağlı yakınmaların bronş
astımı olarak yorumlanması; gerçekten de
ayırıcı tanıda yer alan bir durum. Ancak
çoğunlukla hastanın yaşı, eklenen kalp
muayene bulguları ve belki en önemlisi
solunum fonksiyonları uyarıcı olabilir.
Yalnızca öksürük ve balgam çıkarma hikayesi
olan olguları kronik bronşit olarak tanımlamak.
Bilindiği gibi kronik bronşitte bu
semptomların 2 yıl üst üste ve 3 ay süreyle
varolması gerekir. Sıklıkla neden sigara
içilmesidir. Bu durumda hekime ilk kez gelen,
daha önce yakınması olmayan 25 yaşında bir
hastada kronik bronşit doğru bir tanı
olmayacaktır. Kronik bronşitin önemsenmeden
yerli yersiz kullanılması, genellikle sigaraya
bağlı ve obstrüktif hastalığa dönüşebilecek bu
özellikli duruma gereken özenin
gösterilmemesine neden olur. Oysa kronik
bronşitli hastalar genellikle sigara içerler ve
sigarayı bırakmak hastalıklarının ilerlemesini
engellemek için tek çaredir.
Esasen her hastanın sorgulanması sırasında
demografik bilgilerden hemen sonra sigara
alışkanlığı sorgulanmalıdır. Eğer hasta sigara
içiyorsa; hastalığı ne olursa olsun sigarayı
bırakması gerektiği söylenmeli ve hatta bu
konuda kendisine yardım edilebileceği
anlatılmalıdır.
Tedavi yönünden bakıldığında sorunların daha
çeşitli olduğu görülüyor. Fazlaca ayrıntıya
girmeden tekrarlanma oranları yüksek ve kritik
öneme sahip olan tedavi hataları ise;
Tüberküloz tanısı koymak için fazlaca çaba
harcanmazken, hekimlerin çoğu hastalarına
tüberküloz tedavisi başlamakta çok
gayretlidirler. Tanı hatalarında sözü edildiği
gibi bakteriyolojik olarak tanımlanmamış
hastalıkta tedavi takibi de sorun olacaktır. İki
yada üç antitüberküloz ilaç kullanımı,
beraberinde nonspesifik antibiyotik kullanımı,
tedavinin takip edilmemesi, tedavi başarısızlığı
halinde tedaviye bir ilaç eklenmesi
tüberkülozda tedavi hataları içerisinde
sayılabilir. Ülkemizde hala önemli bir toplum
sağlığı sorunu olmaya devam eden
Tüberkülozun tedavi hatalarının düzeltilmesi
sorunun çözümünde çok önemli bir yere
sahiptir.
Yanlış antibiyotik kullanımı, hekimlik
uygulamasında rastlanan genel bir sorundur.
İlaç endüstrisinin antibiyotiğe ayırdığı büyük
bütçe ve çok sayıda eleman "her hastalığa iyi
gelen geniş spektrumlu antibiyotik kavramını"
yaygınlaştırmıştır. Oysa bugün bilimsel
araştırmanın geldiği noktada; her organ ve
sistemin hangi enfeksiyon ajanlarından daha
sık etkileneceği ve bunlara etkili antibiyotik
grupları belirlenmiştir. Maliyet unsurunu da
göz önüne alarak hekimin doğru seçimler
yapabilmesi çok zor görünmüyor. Hastanede
yatmasına gerek görülmediği halde, bir alt
solunum yolu enfeksiyonunda üçüncü kuşak
sefalosporin kullanımı bir hata kabul
edilmelidir.
Uzmanlık alanıma özgü uygulamalardan biri
olan inhaler ilaç kullanımı pek çok hatanın
yapıldığı bir alandır. Hekimlerin reçete ettiği
ilacın kullanımını tarif etmemesi, yanlış tarif
etmesi, hastanın takibinde ilaç kullanımını
denetlememesi hatalar arasındadır. İnhaler ilaç,
kullanımının etkinliği ve yan etki azlığı
nedeniyle solunum yolu hastalarının
tedavisinde yaygın kabul görmüştür. Ancak
hatalı kullanım, semptomların giderilmesini
sağlamayacağı gibi, hasta ve hekimin ilaca olan
güvenini sarsmaktadır. Hekim ilacı reçete
ettikten sonra kullanımını anlatmak için zaman
ayıramıyorsa, bu görevi bir yardımcı sağlık
personelinin yerine getirmesini sağlamalıdır.
Kullanımı anlatan broşürlerle destek olunabilir.
Göğüs hastalıklarının tedavisinde kullanılan
nebulizatör ve oksijen konsantratörleri pek
çok hastanın tedavisini kolaylaştırmıştır. Bu
cihazların kulanılması gereken olguların
dikkatle belirlenmesi hem hastanın sağlığı
hemde sosyal güvenlik kuruluşlarına yansıyan
maliyet açısından önemlidir. Endikasyonu
doğru belirlense bile kullanımı anlatılıp,
öğretilmeyen cihazlar hastalara yarar sağlamaz.
Bu nedenle hastalara tıpkı inhaler ilaç
kullanımında olduğu gibi eğitilmiş bir görevli
tarafından cihaz kullanımı öğretilmeli ve
mümkünse periyodik olarak denetlenmelidir.
KOAH akut ataklarında bronkodilatör ilaç
kullanmamakta sık rastalanan bir hatadır.
Tedavi başarısızlığı nedeniyle defalarca farklı
antibiyotikler alan hasta semptomlarının
düzelmediğinden yakınır. İncelendiğinde
reçetesinde bronkodilatör olmadığı gözlenir.
Ancak bu hata muhtemelen KOAH tanısı ile
ilgilidir.
Kuşkusuz, burada dile getirdiğim örnekler tüm
hataları yansıtmıyor. Amacım, sıklık ve önem
açısından dikkati çeken hataları vurgulamak,
daha önemlisi konuyu gündeme getirmekti.
Meslektaşlarımın kendi mesleki yaşamları
sırasında karşılaştıkları hatalar ve çözüm
önerileri olacaktır. Bunları paylaşmaktan
mutluluk duyacağız. Ulusal kongreler ve
mezuniyet sonrası eğitim programlarının
düzenlenmesinde bu uygulama hataları yol
gösterici olacak, böylece herkesin daha nitelikli
ve doğru sağlık hizmeti alması yolunda önemli
bir adım atılması sağlanacaktır.