Hafif obstrüksiyonu olan
KOAH hastaları, cerrahi girişimlerle ilgili riskler açısından genel hasta
popülasyonu ile aynı özellikleri taşır. Ancak, orta şiddette veya ağır
obstrüksiyonu olan hastalarda, toraks veya toraks dışı cerrahi girişimlere bağlı
girişim sonrası riskler genel popülasyona göre fazladır. KOAH hastalarında
girişim sonrası dönemde sık rastlanan komplikasyonlar bronşit, atelektazi,
pnömoni, pulmoner emboli, miyokard enfarktüsü, pulmoner ödem, kalp yetmezliği ve
solunum yetmezliğidir. Orta şiddette ve ağır KOAH’ta komplikasyon sıklığı
cerrahi girişimin yerine göre değişir.
Toraks dışı cerrahi girişimler
KOAH hastaları ileri yaş grubunda oldukları
için en sık gereken toraks dışı cerrahi girişimler göz, üst solunum yolları ve
ortopedi alanındadır. Daha az olarak ürolojik, jinekolojik ve kolorektal,
retroperitoneal ve renal cerrahi gerekebilir. FEV1<1 litre olan
hastalarda, genel anestezi altında yapılan pelvik ve abdominal cerrahinin
komplikasyon riski yüksektir. Cerrahi girişimin olabildiğince kısa sürmesine
dikkat edilmeli; olanak varsa, yerel veya epidural anestezi uygulanmalıdır. Eğer
risk yüksek ve yarar az ise cerrahi girişim uygulanmamalıdır. Ortopedik cerrahi
ven trombozu açısından önemlidir. Normal popülasyonda bile, profilaktik
heparin verilmeyenlerde derin ven trombozu riski %40-60
düzeyindedir. Üst karın cerrahisi her hastada yüksek risk yaratır.
Riski artıran faktörler obezite, sigara kullanma, KOAH, kalp hastalıkları ve
ileri yaştır. Bunlarda üst karın cerrahisinden sonra görülen morbidite oranı
%80, mortalite oranı ise %3-5 olarak bildirilmiştir. KOAH hastalarında kalp-damar
ve abdominal damar cerrahisi
de, girişim sonrası komplikasyonlar
açısından yüksek risk taşıyan girişimlerdir.
Toraks ile ilgili cerrahi girişimler
Torakotomi VC’de %30 kadar azalma
yaratır ve torakotominin solunum fonksiyonlarına etkisi aylarca sürebilir. VC’de
kama rezeksiyonu %0-10, segmentektomi %5-10, lobektomi %10-20, pnömonektomi
%40-50 kayba neden olur. Rezeksiyon uygulanan kısmın fonksiyonu yoksa,
fonksiyonel azalma görülmez.
Preoperatif değerlendirme
Preoperatif dönemde hastanın özgeçmişi, fizik
muayene ve klinik bulguları ile değerlendirilmesi temel kuraldır. Bunların yanı
sıra, preoperatif dönemde akciğer grafisi, basit spirometre, difüzyon kapasitesi
tayini, arteriyel kan gazları, perfüzyon sintigrafisi ve egzersiz testleri
yapılır.Akciğer rezeksiyonu öncesi spirometre ve olanak varsa DLCO mutlaka
yapılmalıdır. Sintigrafi ve egzersiz testleri özellikle rezeksiyon cerrahisi
öncesinde gereklidir. Kantitatif akciğer sintigrafisi (ventilasyon-perfüzyon
sintigrafisi) ve egzersiz sırasında oksijen tüketimi (VO2) ölçümü, girişim
sonrası risklerin tahminde iyi bir gösterge sayılır. Ayrıca egzersiz testleri,
bilinmeyen bir kardiyak sorunu da açığa çıkarabileceğinden yararlıdır.
Pnömonektomi öncesi FEV1<2 litre (veya <%50) ise, MVV< %50 ise ve
DLCO<%60 ise girişim sonrası dönemde solunum yetmezliği veya ölüm riski
yüksektir. Pnömonektomi sonrası tahmini FEV1 değeri %40’tan azsa, risk yine
yüksektir. Pnömonektomi sonrası tahmini FEV1 şöyle hesaplanır:
Postop FEV1 = Preop FEV1 x sağlam akciğerin % perfüzyonu
Arteriyel kan gazları, ağır KOAH’ı olan her hastada ölçülmelidir. Hiperkapni
girişim sonrası komplikasyonlar için yüksek risk oluşturur. Acil olmayan
durumlarda cerrahi girişimden haftalar önce hazırlık yapılmaya başlanır. Hasta
halen sigara kullanıyorsa, girişimden en az 8 hafta önce sigara bıraktırılır.
Etkin bir bronkodilatör tedavi uygulanır. FEV1<%50 ise kısa süreli
kortikosteroid denemesi yapılır. Solunum egzersizleri, etkin öksürme teknikleri,
yoğun spirometri gibi akciğer ekspansiyon teknikleri uygulanır. Bu fizyoterapi
uygulamaları yüksek riskli hastalar için çok yararlıdır.
|