Bronkodilatör uygulamasına erken ve düzenli olarak
başlamanın KOAH’ ın seyrinde değişiklik yaptığına ilişkin kanıt yoktur. Bu
nedenle aralıklı semptomları bulunan hastalarda hızlı etkisinden ötürü,
gerektiğinde kısa etkili bir ß2-agonist
verilmesi yerinde olur. Akut ataklarda ise yüksek dozda kısa etkili inhale ß2-agonistler kullanılmaktadır.
Uzun etkili inhale ß2-agonistler (salmeterol ve formoterol) ve
yavaş salınımlı oral ß2-agonistler
(salbutamol ve terbutalin) semptomların süreklilik kazandığı KOAH hastalarında
kullanılır. Bunlar, özellikle gece ve sabah semptomları bulunan hastalarda
etkilidir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, uzun etkili inhale ß2-agonistlerin stabil KOAH’lı
hastalarda ipratropiyum bromürden daha güçlü etkiye ve daha uzun etki süresine
sahip oldukları bildirilmekte ve bu grup ilaçların stabil KOAH’lı hastalarda ilk
basamak ilaçlar olarak kullanılabilecekleri ileri
sürülmektedir.
ß2-agonistler olağan dozlarda kullanıldığında ciddi kardiyak
komplikasyonlar ender görülmekle birlikte, aritmi olasılığı olan ya da kalp
hastalığı bulunanlarda dozun dikkatle ayarlanması
gerekir.
ß2-agonistlerin yan etkileri oral ve özellikle parenteral
kullanımda ortaya çıkar. Başta tremor olmak üzere taşikardi, çarpıntı, kardiyak
aritmi ve periferik vasküler dirençte artış gibi kardiyovasküler yan etkileri
yanında, kan şekerinde, HDL kolesterolde artışa, serum potasyumunda azalmaya yol
açan metabolik etkileri de vardır. Kalp debisini artırarak ve pulmoner
vazodilatasyona neden olarak yetersiz ventile olan akciğer alanlarında
ventilasyon/perfüzyon dengesizliğine yol açabilir ve bu durum PaO2’de düşmeye
neden olabilir.
ß2-agonist kullanımı sırasında alınması gereken
önlemler
•
Aerosol kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek paradoks etkiler açısından
dikkatli olmak gerekir.
• Hava odacığı (spacer) kullanımı, yerel ve
sistemik yan etkileri azaltır, hasta uyumunu artırabilir.
• Gerekenden
fazla kullanılmaması konusunda hasta uyarılmalıdır.
• Stabil KOAH
hastalarına günlük püskürtme sayısının en fazla 8-12 olduğu öğretilmelidir.
• Hasta, uzun etkili inhale ß2-agonist kullanıyorsa sık aralıklarla
kullanmaması konusunda uyarılmalıdır.
• Evlerde kullanılan
nebülizatörlere nadiren ihtiyaç vardır.
Antikolinerjikler
Antikolinerjikler, muskarinik reseptörleri (M1, M2,
M3) seçici olmayarak bloke ederek bronkodilatasyon sağlayan ilaçlardır. Bu
ilaçların yalnızca inhale formları vardır.
Ülkemizde mevcut tek
antikolinerjik ilaç, bir kısa etkili inhale antikolinerjik olan, ipratropiyum
bromürdür. ÖDİ’nin her püskürtmesi 20 µg ipratropiyum bromür içerir. Önerilen
günlük doz 4x2 püskürtme olup gerektiğinde ilave doz alınabilir. Etkisi 5-30
dakikada başlar, 60-120 dakikada en yüksek düzeye ulaşır, 4-8 saat sürer.
Etkisi, kısa etkili
b2-agonistlerinkine göre daha yavaş başlayıp
daha uzun sürdüğünden, düzenli kullanılması önerilmektedir. Bu ilaç
“gerektiğinde” kullanılmak açısından
b2-agonistlerden daha az elverişlidir.
Antikolinerjik tedavinin KOAH’ta bronkodilatör etkisi kısa etkili
b2-agonistlerinki kadar veya
biraz daha fazladır.
KOAH’ta uzun süreli tedavide
antikolinerjikler tek başına veya
b2-agonistlerle birlikte kullanılmaktadır.
Standart dozlarda, antikolinerjiklerle kısa etkili
b2-agonistlerin kombine edilmesi aditif etki
oluşturmaktadır. Bu nedenle de salbutamol + ipratropiyum bromür içeren kombine
preparatlar mevcuttur. Kısa etkili
b2-agonist + ipratropiyum bromür
kombinasyonunun aynı ÖDİ içerisinde birlikte kullanılması, uygulanma
kolaylığının yanı sıra tedaviye uyumu da artırır. Antikolinerjiklerin başlıca
yan etkileri ilacın tadının beğenilmemesi ve öksürüğe neden olabilmesidir.
Normal veya yüksek dozlarda üriner sisteme etkisi seyrektir. Yanlış kullanım
sonucu göze kaçması glokomlu hastalarda semptomları artırabilir.
Antikolinerjik kullanımı sırasında alınması gereken önlemler
• Hastalar genellikle hava odacığı
kullanmalı ve ilacın göze kaçmamasına
dikkat etmelidir.
• Gerektiğinde doz, tolere edilmek koşuluyla günde
3-4 kere 2-3 püskürtmeden 6-8 püskürtmeye kadar artırılabilir.
•
Taşikardi, ağız kuruması, glokom, prostatizm veya mesane boynunda
obstrüksiyon gibi yan etkiler açısından hasta izlenmelidir.
Metilksantinler
Teofilin fosfodiesteraz, adenozin ve prostaglandin
inhibisyonu yapıcı, katekolamin salınımını artırıcı, solunum merkezini uyarıcı,
kalp debisini artırıcı, diürez yapıcı, diyafragma ve solunum kaslarını
güçlendirici ve antiinflamatuar etkilere sahiptir.
Teofilin ve aminofilin oral veya İV yolla
kullanılmaktadır. Metilksantinler,
b2-agonist veya
antikolinerjiklerden daha az bronkodilatör etkiye sahiptir. Teofilinin solunum
kası fonksiyonunu artırıcı ve solunum merkezini uyarıcı etkileri, KOAH nedeniyle
etkinlikleri oldukça sınırlanmış olan hastalar açısından önem taşıyabilir.
Ayrıca kalp debisini düzeltmesi, pulmoner vasküler direnci düşürmesi ve iskemik
miyokard kasının perfüzyonunu düzeltmesi gibi etkileri nedeniyle, kor pulmonale
ve kalp hastalığı bulunan KOAH olgularının tedavisinde önem taşıyabilir.
Teofilinin tedavi aralığının dar olması ve klirensinin kişiden kişiye farklı
olması, klinik kullanımda zorluklara neden olmaktadır. Son yıllarda yavaş
salınımlı teofilinlerin kullanıma sunulması, ilacın bu olumsuzluklarını
hafifletmiştir.
Yavaş salınımlı teofilinin, günde 1 veya 2 doz verilmesi ile
sabit bir serum konsantrasyonu sağlanabilir. Terapötik etkisi kan düzeyleri 8-12
µg/ml iken, yan etkileri ise >20 µg/ml’de ortaya çıkmaktadır. Sigara, alkol,
antikonvülzanlar ve rifampisin karaciğer enzimlerini yükselterek
metilksantinlerin yarılanma ömürlerini kısaltır. İleri yaş, yüksek ateş, kalp ve
karaciğer yetmezliği, simetidin, eritromisin, siprofloksasin ve oral
kontraseptif gibi ilaçlar ise ilacın kan düzeyini yükseltir. Metilksantin
tedavisi sırasında ilacın kan düzeyi kontrol edilmeli, kronik tedavide 6-12 ayda
bir bu işlem tekrarlanmalıdır. Semptomlar değişir, yeni ilaç eklenir, toksisite
belirtileri ortaya çıkar, doz veya preparat değişiklikleri yapılırsa teofilin
düzeyine mutlaka bakılmalıdır. Stabil KOAH’ta salbutamol ve ipratropiyum bromür
kombinasyonlarına gereğinde teofilin eklenmesi klinik yarar sağlamaktadır. Serum
düzeyleri ile ilişkili olarak teofilin bulantı, kusma, taşikardi, sinirlilik,
uykusuzluk, konvülsiyon gibi yan etkilere neden olabilir.
Daha önce teofilin
almayan hastalarda teofilinin İV uygulamasında önerilen doz, 5-6 mg/kg (20
dakikadan daha uzun sürede verilmesi şeklinde) yükleme dozunun ardından, 8-12
µg/ml serum konsantrasyonu elde edilecek şekilde idame dozudur. İdame dozu
yaklaşık 0.5 mg/kg/saat kadardır. Aminofilin dozu, teofilin/0.8 olarak
hesaplanır. Hastanın durumu stabil olunca uzun etkili oral teofilin
preparatlarına geçilir.
Metilksantin kullanımı sırasında alınması
gereken önlemler
•
Tedaviye düşük dozla (örneğin günde 400 mg) başlanıp birkaç gün sonra doz
ayarlanmalıdır.
• İlacın klirensinin hastalık, karaciğer fonksiyon
bozukluğu veya birlikte kullanılan ilaçlar nedeniyle bozulma olasılığı varsa,
doz azaltılmalıdır.
• Başka bir teofilin preparatının daha
kullanılmasına izin verilmemelidir.
• İlaç her gün aynı saatte
alınmalıdır.
• Semptomlar değişirse, akut bir hastalık gelişirse, yeni
ilaçlar eklenirse ya da toksisite düşündüren semptomlar ortaya çıkarsa, serum
teofilin düzeyi kontrol edilmelidir.
• Serum düzeylerinin 8-12 µg/ml
olmasına çalışılmalı; doz gerektiğinde serum düzeyiyle izlenmelidir.
Antiinflamatuar ilaçlar
Antiinflamatuarların, KOAH tedavisindeki
rolleri halen açık değildir. Kromolin ve nedokromilin yararları
gösterilememiştir. Kortikosteroidler, uygun bronkodilatör tedaviye rağmen
semptomları yeterince düzelmeyen hastalarda denenmekte ve akut atak geçiren
hastalarda kullanılmaktadır.
Kortikosteroidler
Oral veya parenteral kortikosteroidler akut KOAH
ataklarında kullanılır ve genellikle yarar sağlar. Sistemik kortikosteroid
kullanımının yan etkileri obezite, miyopati, hipertansiyon, psikiyatrik
sorunlar, diabetes mellitus, osteoporoz, deride incelme ve ekimozdur.
Dolayısıyla, atak tedavisi sonlandırılırken steroidlerin de kesilmesi
gerekmektedir.
Kısa süreli (2 hafta) oral glikokortikosteroid tedavi KOAH’ta
inhale kortikosteroidlere uzun süreli yanıtı değerlendirmede iyi bir gösterge
değildir. Kronik oral kortikosteroid tedavinin stabil KOAH’ta yararlı olduğuna
dair kanıtların olmayışı ve bu tedavinin uzun süre (>2 hafta) kullanımının
oluşturdu¤u ciddi yan etkiler (steroid miyopatisi, solunum yetmezliği)
nedeniyle, KOAH’ta kronik oral steroid tedavisi önerilmemektedir.
İnhale kortikosteroidlerin (İKS) KOAH tedavisindeki
yerleri hâlâ tartışmalıdır. Son yapılan ISOLDE, EUROSCOP ve Copenhag City
çalışmalarında, İKS tedavisinin KOAH’ta yıllık FEV1 kaybını azaltmadığı
gösterilmiştir. Buna karşılık, İKS tedavisinin bir grup hastada etkili olduğu ve
ağır KOAH’lı hastalarda semptomları, atak sayısını ve şiddetini azaltabildiği
bildirilmiştir.
İnhale steroid kullanımı sırasında alınması gereken önlemler
•
Bu tedavi yaklaşımı, kullanılan diğer aerosol ilaçların sayısını
artıracağından ve hasta uyumunu bozabileceğinden, tedavinin yararını gösteren
nesnel kanıtlar varsa kullanılmalıdır.
• Standart dozlara
uyulmalıdır.
• Yerel yan etki gelişimini önlemek için bir hava odacığı
ile kullanılabilir. Tedavi sırasında ağızda pamukçuk (kandidiyazis) ve ses
kısıklığı/boğuklaşma gelişip gelişmediği izlenmelidir. Her kullanmadan sonra
ağız çalkalanmalıdır.
• Nadir de olsa sistemik yan etkiler
görülebilir.
• Uzun süre oral steroid kullanmakta olan bir hastaya
inhale steroid verilecekse, oral steroid yavaş yavaş azaltılarak
kesilmelidir.
Mukoaktif ilaçlar
Mukoaktif ilaçların KOAH’taki yararlarına ait yeterli
kanıt bulunmamaktadır. Dolayısıyla rutin kullanımları önerilmemektedir.
Mukusu etkileyen ilaçlar mukolitikler, mukokinetikler (ekspektoranlar) ve
mukoregülatuarlar olmak üzere 3 sınıfta toplanabilir.
Mukolitikler mukustaki mukoproteinleri parçalayan, böylece balgamın
viskozitesini azaltarak sıvı haline getirebilen ilaçlardır. Başlıcaları
N-asetilsistein (NAC) ve S-karboksimetil sisteindir (karbosistein).
Asetilsistein bir glutatyon prekürsörü olduğundan serbest radikalleri inhibe
edici etkisinden de yararlanılmaktadır. Asetilsisteinin antioksidan etkisinin
KOAH’taki yeri araştırılmaktadır.
Mukokinetikler (ekspektoranlar) mukus akışını artırarak balgamın öksürükle
dışarı atılmasını kolaylaştırır. Bu grubun en bilinen ilaçları iyodürler,
gliseril gayakolat ve bromeksindir.
Mukoregülatuarlar siyalomüsinin sentezini bozarak viskoziteyi azaltır ve
sekresyonu artırır. S-karbosistein Avrupa’da en yaygın kullanılanıdır. Bu
ilaçlar oral veya parenteral yolla verilir. Asetilsistein ve ambroksol
(bromeksinin metaboliti) nebülizasyon ile de verilebilir.
Antibiyotikler
Birçok etken KOAH atağına yol açmakla birlikte,
atakların yaklaşık olarak %80’inden infeksiyonların sorumlu olduğu (%40-50’sinde
bakteriler, %30’unda virüsler ve %5-10’unda atipik bakteriler) tahmin
edilmektedir. Bakteriyel infeksiyonlara bağlı ataklarda en sık saptanan
mikroorganizmalar Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae ve
Moraxella catarrhalis
’tir. Akut ataklarda en az iki semptom (dispnede artış, balgam
miktarında artış, balgam pürülansında artış) varlığında ampirik antibiyotik
tedavisi düşünülebilir. Ampirik antibiyotik seçiminde yerel direnç durumunun
bilinmesi önemlidir.
Ampirik antibiyotik tedavisinde seçilebilecek antibiyotikler
amoksisilin, ko-amoksiklav, tetrasiklin ve makrolidlerdir. Ancak, ek risk
faktörlerine (60 yaş üstü, son bir yılda 4’ten fazla atak, ek hastalık [örneğin,
konjestif kalp yetmezliği], ileri derecede obstrüksiyona [FEV1 <beklenenin
%50’si]) sahip KOAH hastalarında Gram-negatif mikroorganizmalar, stafilokok,
dirençli H. influenzae ve dirençli streptokok infeksiyonları daha sık
görülmektedir. Bu durumda ko-amoksiklav, 2. kuşak makrolidler, 2.-3. kuşak
sefalosporinler ve kinolonlar kullanılabilir. Ampirik antibiyotik tedavisine
yanıt iyi olmadığında, balgamın Gram incelemesi ve balgam kültürü antibiyotik
seçiminde yararlı olabilir.
Diğer
ilaçlar
alfa-1
antitripsin tedavisi sigara içmeyen, genç, ağır AAT eksikliği
bulunan ve amfizemi olan hastalarda kullanılmaktadır. Antiproteaz tedavi amacı
ile günümüzde sentetik AAT ve “rekombinan sekretuar lökosit proteaz inhibitörü”
geliştirilmiştir. Sentetik AAT’nin aerosol olarak verilmesi veya İV yolla
uygulanması konusundaki çalışmalar sürmektedir. Ancak, ülkemizde henüz klinikte
kullanılmamaktadır.
Solunum uyarıcıları, KOAH tedavisindeki rolleri iyi bilinmediğinden, rutin
tedavide önerilmemektedir.
İleri yaşta KOAH’ta depresyon,
anksiyete, uykusuzluk veya ağrı tedavisi amacı ile “psikoaktif” ilaçlara gerek
duyulabilir. Bu ilaçlar dikkatli kullanıldıkları ve solunum merkezinde depresyon
yapma özellikleri göz önünde bulundurulduğu zaman yararlı olabilir. Hafif veya
orta şiddetteki KOAH’ta solunum üzerinde belirgin etkisi olmayan
benzodiazepam ağır olgularda, özellikle de uyku
sırasında solunum depresyonu yapabilir. Sedatif etkisi olan
antihistaminikler ve kloral
hidrat uykusuzluğa karşı kullanılabilecek, nispeten güvenilir
ilaçlardır. Uykusuzluğa karşı antidepresanlar da yarar sağlayabilir.
KOAH’ta kor pulmonale geliştiğinde diüretikler, ACE
inhibitörleri veya kalsiyum kanal
blokerleri
kullanılabilir. Bu
ilaçların tümü elektrolit denge bozuklukları, dehidratasyon, hipotansiyon,
miyokard iskemisi ve aritmilere yol açmamak için son derece dikkatle
kullanılmalıdır. Yan etkilere karşı uyanık olup, yan etki geliştiği an, ilaç
tedavisinde de¤i¾iklik yap›lmal›d›r. b–blokerler ise genellikle
kontrendikedir.
Aşılar
KOAH’ta akut
atak oluşmasını önlemek veya atağın şiddetini azaltmak amacıyla son
yıllarda influenza aşısı uygulanmaktadır.
Her yıl sonbaharda (eylül- ve kasım ayları arasında)
parenteral ölü influenza aşısı uygulanmalıdır. Genellikle aşılar iki tip A, bir
tip B influenza altgrubunu içerir. Antijenik özelliklerinden dolayı aşının
kompozisyonu her yıl değişmektedir. Aşının başlıca kontrendikasyonu yumurta alerjisidir. Ciddi
yan etkileri oldukça nadirdir.
İnfeksiyonların sıklığı ve ağırlığına göre, seçilmiş olgularda
pnömokok aşısı uygulanması düşünülebilir.